15 Ocak 2011 Cumartesi

MİLLETVEKİLİ ÖZYILMAZ, MESLEK YÜKSEK OKULLARININ SORUNLARINI ANLATTI.


Adalet ve Kalkınma Partisi Erzurum Milletvekili Doç. Dr. Ömer Özyılmaz, partisinin meclis grubunda yaptığı konuşmada, meslek yüksek okullarının sıkıntılarını anlattı.
Konuşmasında, Türkiye'de ve dünyada meslek yüksek okullarının işleyişi konusunda bilgiler veren Özyılmaz, dünyada meslek yüksek okullarını bitirme oranı yüzde 52 iken bu oranın Türkiye'de yüzde 17 olduğunu söyledi. Meslek yüksek okullarının Türkiye'nin gelişimi için önemli olduğunu anlatan Özyılmaz, "Ülkeekonomisinin düzelmeye başlaması, sanayi, ticaret, tarım ve hizmet alanlarındaki yatırımların atağa geçmesi nedeniyle önümüzdeki yıllarda kalifiye ara elemana çok daha ciddi ihtiyaçların olacağı beklentisinden hareketle, meslek yüksek okullarının önemi daha iyi anlaşılacaktır" dedi.
Meslek yüksek okullarının gelişim süreci, üniversite bünyesindeki meslek yüksek okulları ve sorunları, günümüz meslek yüksek okulu eğitiminin sorunlarını başlıklar halinde anlatan Özyılmaz, çözüm önerileri de getirdi.
Milletvekili Özyılmaz, meslek yüksek okullarının sorunlarını çözmeğe çalışmanın ülke ve vatanseverliğin bir gereği olduğunu kaydetti. Milletvekili Özyılmaz'ın sunduğu çözüm önerileri ise şöyle:
"- Meslek Yüksek okulu eğitiminin bir üniversite eğitimi olduğu daima dikkate alınmalıdır.
- YÖK'te meslek yüksek okulları ile ilgili bir koordinasyon birimi kurulmalıdır. Bu birimin görevi, araştırmalarla bu okulların sorunlarını saptamak, çözümlerine yardımcı olmak, gelişmelerini sağlayıcı tedbirler almak, eğitimöğretim faaliyetlerinde birlik, beraberlik sağlamak, standart belirlemek, bunları bilimsel ölçütlerle denetlemek olmalıdır. Üniversite yönetimleri de bu eğitim bölümünün, çağdaş üniversite eğitiminin önemli bir bölümü olduğu gerçeğinden hareketle, bünyesinde üçten fazla meslek yüksek okulu bulunan üniversitelerin rektör yardımcılarından birisinin, koordinasyon için bu işle görevlendirilmesi yapılmalıdır.
- Meslek yüksek okulları prensip olarak büyük yerleşim birimlerinin sanayi, hizmet ve ticaret bölgelerinde veya bu bölgelere çok yakın mekanlarda kurulmalı, öğrencilerinin sanayi, hizmet ve ticaret bölgelerinde çok yoğun bir pratik eğitim yapabilme, bilgisayar ve yabancı dil öğrenme imkanları dikkate alınmalıdır.
- Meslek yüksek okulları halen, eğitim öğretim faaliyetlerinin önemli bir kısmını, ilgili ortaöğretim kurumlarına bağlı mesleki teknik liselerin binalarında gerçekleştirmektedir. Bu uygulama, kaynakların etkin kullanımı ve kısa dönemde alt yapı problemlerinin hafifletilmesi bakımından olumlu sayılabilir. Ancak bu işbirliğine o üniversitenin de, okulun fiziksel donanımı, araç-gereçleri, laboratuar ve atölye malzemelerinin temin ve bakımı anlamındaciddi katkı sağlaması gerekir. Ayrıca bu okullara, o yörede faaliyet gösteren, özellikle o iş kolundaki iş yerlerinin de yardım yapmaları sağlanmalıdır.
- Meslek yüksek okullarındaki öğretim elemanı kadrosu, uygulanan programın evrensel ve yerel teorisini ve gelişme boyutlarını öğrenciye anlatacak olan öğretim üyelerinden, o alandaki bilimsel çalışmalarıyla yeterliliğini kanıtlamış, o mesleğin teori ve pratiğini içselleştirip onu yeniden üreterek öğrenciye aktaracak öğretim görevlilerinden ve o mesleğin yöneleceği iş kolunun inceliklerini bilen, oralarda uzun yıllar yöneticilik yapmış, yüksekokul mezunu, profesyonel yöneticilerden oluşmalı ve bunlar bir denge içerisinde dersleri vermelidirler.
- Bu okullara, şu anda geçerli olan, yalnız mesleki teknik lise mezunlarının alınması uygulaması ve öğrencilerin dikey geçiş yapma hakları aynen devam etmelidir.
- Meslek yüksek okullarında uygulanan programlar yerel, ulusal ve evrensel bilgi ve becerileri harmanlayarak öğrencilerine aktaracak, onları çağın beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verecek zenginlikte program olmalıdır. Bu programlar, "Eğitimde Program Geliştirme" tekniğine göre sürekli geliştirilip dinamik tutulmalıdır. Bunun sağlamasını yapmak için de her yıl şubat ayında YÖK'ün düzenleyeceği ve o alandaki uzmanlar, iş kolu ve MYO temsilcilerinin katılacağı şuralar gerçekleştirilmelidir. Böylece, uygulanan programlar hakkında geri besleme yapılarak gerekli önlemler alınır.
- Meslek yüksek okulu mezunlarına, kamu sektöründe, kendi alanlarında, işe alınacaklar arasında öncelik tanınmalı ve özlük hakları bakımından da lise mezunu ile üniversite mezunu arasında bir noktadan değerlendirilip işe başlatılmalıdırlar.
- Askerlik, lise mezunlarına göre bu okul mezunları için 3'te 1 oranında azaltılmalıdır.
- Bu okul mezunlarından, kendi alanında iş yeri açma ve geliştirme çalışması yapanlara destek olmak maksadıyla devlet, düşük maliyetli işletme kredisi vermelidir.
- Meslek yüksek okulu mezunlarını çalıştıran özel sektör kurumlarına, mezun sayısına paralel vergi ve SSK primiindirimi gibi muafiyetler getirilmelidir.
- Bütün bunlar yapılırken belli bir program çerçevesinde, ve zaman içerisinde bu okullara, rekabetin girebilmesi için, sınavsız giriş hakkı ortadan kaldırılmalıdır."

Türkiye'de Mesleki Teknik Eğitim ve YÖK

TÜRKİYE’DE MESLEKİ TEKNİK EĞİTİM VE YÖK 

GİRİŞ 


Ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile uygulanan eğitim politikaları arasında doğrusal bir ilişki söz konusudur. Günümüzde mesafelerin anlamını kaybetmesi sonucu büyük bir rekabetin yaşandığı dünyamızda bilgi ve teknolojiyi üretip, zamanında ve doğru bir şekilde pazara sunabilmek önemli bir gelişmişlik kriteri kabul edilmektedir. “Gelişmiş” diye nitelendirilmiş ülkelere baktığımızda bu ülkelerin bilgi ve teknolojiyi endüstride kullanabilmeleri iktidarlara göre değil, ancak teknolojik gelişmelere göre değişebilen nitelikli bir mesleki ve teknik eğitim politikası ile mümkün olabilmektedir.


AB kriterlerinin sorgulandığı bu günlerde ülkemizin artık tarım ürünlerinin yanı sıra daha fazla katma değer sağlayan yüksek bilgi ve teknolojiye dayalı nitelikli mal ve hizmet üretebilmesi önem arz etmektedir. Bu da ancak nitelikli mesleki ve teknik eğitimli ara elemanların yetişmesi ile mümkün olabilecektir. Ancak, bugün söz konusu ara elemanların yetiştirildiği (ya da yetiştirilemediği) meslek liselerindeki öğrencilerin üniversiteye girişlerinde karşılaştıkları haksız katsayı engeli mesleki ve teknik eğitimi kesintisiz bir şekilde engelleyen önemli bir sancı haline gelmiştir.


Devlet Planlama Teşkilatının üzerinde çalışarak hükümetlere sunduğu beş yıllık kalkınma planlarının hemen tamamında ülkemizdeki mesleki ve teknik orta öğretim düzeyinin % 65’ler seviyelerine (genel liseler % 35) çıkartılması öngörülmesine rağmen bu rakamın bu gün tam tersine bir hal alması sorunun büyüklüğü kadar tehlikesini de gözler önüne sermektedir.


Ülkemizdeki mesleki ve teknik eğitim uygulama oranlarındaki katsayı adaletsizliğine bağlı düşüklük en önemli sorun olmak ile birlikte tek sorun değildir. Diğer önemli bir konuda “nitelik” konusudur. Mesleki ve teknik eğitimde uygulanan “ölçme değerlendirme sisteminin objektif kriterlere dayanmaması” sonucu rakamlar (Öğretmen, öğrenci, çırak öğrenci, kalfalık ve ustalık belgesi sayıları..) bakımından oldukça nicelikli gözüken mesleki eğitim sistemimiz, mezunlarının özel sektörde rağbet görmemesi bakımından oldukça verimsizdir. Bu sorunu bir konuşmasında özetleyen bir siyasetçimiz [97], “…Sistemden mezun olanların istihdam yaşamında yer bulamadığı, eğitim faaliyetleri sonucunda verilen diploma ve belgelerin kişilerin sahip oldukları bilgi ve becerileri yeterince ve güvenilir biçimde yansıtmadığı ve kişinin istihdam şansını artırmadığı yönündeki kanıya dayanmaktadır” şeklinde değerlendirmiştir. Bu nedendendir ki; ulusal ve uluslararası meslek standartlarını temel alarak, teknik ve meslekî alanlarda ulusal yeterliliklerin esaslarını belirlemek, bu yeterlilikleri kazandıracak eğitim kurumlarını ve programlarını akreditasyon, denetim, ölçme ve değerlendirme, belgelendirme ve sertifikalandırmaya ilişkin faaliyetleri yürütmek yeterlilik esasları ile uyumlu olacak şekilde tasarlanan ve ilk, orta ve yüksek öğretim dâhil, tüm teknik ve meslekî eğitim/öğretim programları ile örgün, yaygın ve ilgili kurumların iznine dayalı programlarla kazandırılan yeterlilik esaslarının belirlenmesi amacıyla Ulusal Mesleki Yeterlilik Sistemi uygulaması planlanmaktadır. “Ölçülemeyen hizmet geliştirilemez ve yönetilemez” temel felsefesini eğitim sistemimize uyarlayacak olursak; verilen eğitim hizmetlerinin planlama ve uygulama safhalarında verimliliğinin objektif olarak ölçülebilmesi ve ayrıca Hükümet Programında yer alan “Kamuda verimliliğin artırılması ve şeffaflığın sağlanması” prensibi problemlerin çözümünde yer almak isteyen aktörlere büyük fırsatlar getirmektedir. Tasarının yasalaşıp uygulanması ile birlikte Mesleki ve Teknik Eğitimde akreditasyon, eğitim, ölçme, değerlendirme ve belgelendirme konularında nitelik artışı ve uluslar arası kabul görme mümkün olabilecektir.



[97] (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başeskioğlu İşveren Dergisi, Aralık 2003). 


1- ÜLKEMİZDE MEVCUT DURUM


Ülkemizde mesleki ve teknik eğitim yapısı incelendiğinde oturmuş bir sistemin varlığından bahsetmenin oldukça güç olduğu görülecektir. OSANOR, LİMME, METEP gibi “denemeler” ile sürekli bir arayış içersinde bulunan süreç, “Reform” kabul edilen 3308 sayılı Mesleki ve Teknik Eğitim Kanunu ile iş piyasasının globalleşen dünya pazarlarında rekabet edebilmesine cevap verebilecek nitelikli ara eleman gücünün yetiştirilmesini gerçekleştirememiştir. Yasa, daha önce meslek odalarınca yürütülen sınavların, disipline edilmeye çalışılarak, eğitim kurumu çatısı altına alınmasını ve sisteme dahil öğrencilerin sigorta primlerinin devlet tarafından ödenmesini temin etmiş ancak, eğitim, ölçme, değerlendirme ve belgelendirmenin objektif ve şeffaf kriterler ile yürütülme standardını sağlayamamıştır. Mevcut uygulamada meslek lisesi diploması, kalfalık ve ustalık belgesi başarı kriteri olarak kabul edilmiş, sisteme giren hemen herkesin bu belgelere sahip olması ile “nicelik” elde edilmiş ancak “nitelik” ihmal edilmiştir. Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorkink mesleki eğitim reformunun gerekliliğine işaret edip “Türkiye’de işgücünün, sanayileşmiş AB ülkelerine göre daha ucuz, ancak yeteri kadar eğitim ve donanıma sahip olmadığının altını çizerek Türkiye’de eğitim için tüm gerekli şartlar var; ancak net bir eğitim stratejisi yok” değerlendirmesinde bulunmuştur. Bundan dolayıdır ki MEGEP vasıtası ile mesleki eğitim reformu ve “Ulusal Mesleki Yeterlilikler Kurumu” yasası [Bölüm x’te] ihtiyacı hasıl olmuştur. 



Mesleki ve teknik orta öğretim sisteminden genellikle “vasıfsız” şekilde mezun olan bu kesime, nitelikli mal ve hizmet üretimi hedefleyen iş piyasası -doğal olarak- beklenen ilgiyi göstermemektedir. Mezunlar çoğunlukla branş dışı alanlarda asgari ücret ile değerlendirilmekte ya da eksiklikleri hizmet içi ile tamamlanmak üzere bazı firmalarda şans bulabilmektedirler. Kaybolan umutlarını üniversite kapılarında arayan Meslek Liseliler, alanlarında mühendislik eğitimi almak istediklerinde teşvik göreceklerine karşılarında katsayı engelini görmektedirler. Meslek Lisesi mezunları 4702 Sayılı Yasa ile Meslek Yüksek Okullarına (MYO) sınavsız şekilde kayıt yaptırabilmekte ise de öğrenci kapasitesi, öğretim elemanı ve eğitim materyalleri gibi alt yapı eksikleri nedeniyle, öğrenci niteliğinin artması yerine ancak “beklentiler” artmıştır. MYO’ların yetersizliği ile ilgili olarak Milli Eğitim Bakanı’mız: “…Ve meslek yüksek okullarına sınavsız geçiş meselesi, meslek yüksek okullarını adeta katletmiştir. Oradaki kaliteyi dibe vurmuştur. Birçok yerde meslek yüksek okulları, bizim endüstri meslek liseleri ve diğer meslek liseleri bünyesinde eğitim yapmaktadır” [1], diyerek niteliksizliğin boyutlarını ortaya koymuştur. Yine altyapı ile ilgili olarak konu uzmanları; “Türkiye’de yaklaşık 650 MYO var. Bunlardan belki kırk elli tanesinin altyapısı yeterli. (diğerlerinin) ne hocası, ne laboratuarı, ne de fiziki mekanı var.… [2]” şeklindeki beyanları, sorun çözerken, sorun üretmenin esas sorun olduğunun altını çizmişlerdir. Bütün bu etkenler dolayısıyla meslek liseleri atelye ve dersanelerinin boş kalması sonucu kaynak israfının had safhaya ulaştığı da unutulmamalıdır.


Esasen mesleki ve teknik eğitimde nitelikli ara eleman yetiştirilmesi fen ve matematik temeli yüksek öğrenciler ile mümkün olabileceğinden, genellikle üniversiteyi kazanma şansı –katsayı adaletsizliğinden dolayı- zayıf olan öğrencilerin bu okulları tercih etmiş olması, sanayi toplumu sürecini geliştirmeye çalışan ülkemiz için yürürlükteki sistem, ancak verimsizlik örneği olabilir.


Bütün bu olumsuz parametreler, hedefler ile gerçekler arasında derin bir uçuruma neden olmuş, DPT nin 8. Beş yıllık kalkınma planında % 65 mesleki eğitim hedefi öngörülmesine rağmen, yukarıdaki etkenlerin bir sonucu olarak bu gün bu oran % 23 düzeyine gerilemiştir [3].


2-AB ÜLKELERİNDE MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM


AB ülkelerinde mesleki ve teknik eğitim yapıları incelendiğinde, eğitim programlarının iş piyasası ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde dizayn edildiği ve en önemlisi fen ve matematik temelli olduğu görülmektedir. Mesleki ve teknik eğitim öğrencilerinin, fen ve matematik düzeylerinin yüksek olması eğitim, ölçme, değerlendirme ve belgelendirmenin objektif şeffaf kriterler ile standart şekilde sağlanması sistemin başarısını da beraberinde getirmektedir. Müfredatın iş piyasasının beklentilerini karşılamaya yönelik dizayn edilmiş olması, istihdam sorununu çözmekte, mezunların büyük bir kısmı okul bitiminde alanlarında hemen iş bulabilmekte ya da haklarını yüksek öğretimde teknik alanlarda (fen, mühendislik eğitimi vb.) devam ettirebilmektedirler. Mezunların nitelikli olmaları ve nitelikli üretimin ancak nitelikli teknik elemanlar ile mümkün olabileceğini öngören AB ülkeleri, sisteme çift yönlü talep ortamını sağlayarak, mesleki ve teknik eğitimin % 65-70’ler seviyesine yükselmesi, doğal arz talep dengesini ortaya çıkarmıştır. Birlik ülkeleri, işgücünün ortak mesleki standartlara sahip olmalarıyla, elde edecekleri Euro Pass sertifikalarının, tüm üye ülkelerde geçerli olmasının, rekabeti de geliştireceğini hedeflemektedirler. AB’nin mesleki ve teknik eğitimdeki en önemli sorunu yaşlanan nüfus yapısıdır. İstatistiki veriler 2020’li yıllarda AB nüfusunun maksimum düzeyde yaşlanacağını ortaya koymaktadır. Bu durumun sosyal güvenlik dengeleri konusunda büyük mali açıklar meydana getirebilecek olmasının yanında mevcut genç nüfusun arzu edilen bilgi toplumu hedeflerinin gerçekleştirileceği alanlarda değerlendirilecek olması AB’nin gelecekte mal ve hizmet üretiminde nitelikli ara eleman sıkıntısı çekeceğini göstermektedir. AB gelecekte ihtiyaç duyacağı nitelikli işgücünü üye veya aday doğu bloğu ülkeleri ile (muhtemelen) Türkiye’den karşılama yoluna gidecektir. 



3-MESLEKİ EĞİTİMİ GELİŞTİRME PROJESİ (MEGEP) 


2002’de gerçekleşen Kopenhag Deklarasyonu’nda “AB’nin mevcut ilerlemeler ve gerçekleşmeler ışığında 2010 yılına kadar dünyanın en rekabet edebilir ve en çok sosyal uyum yaratan bilgi ekonomisi olma hedefine ulaşılması” stratejik hedef kararı alınmıştır [xx]. Buna göre gerçekleştirilmesi düşünülen proje ortakları; Birliğe üye olmayan Avrupa ekonomik alanı ülkeleri, Türkiye dahil birliğe üye olmak üzere olan ülkeler, AB üye ülkeleri ve ilgili ülkelerdeki iş piyasası, sivil toplum örgütleri gibi sosyal ortaklardır. 


Süreç, Avrupa’nın dünyadaki en rekabetçi ve dinamik bilgi tabanlı ekonomi ve toplumlardan biri haline getirilmesi için gerekli olan yüksek düzeyde mesleki eğitimli işgücünün yetiştirilmesini öngörerek yeterliliklerini “gerçek bir geçerlilik” olarak kullanabilen vasıflı, uyum sağlayabilen ve mobil bir işgücüne sahip olunmasını hedefler. Bu hedefin gerçekleşmesi için AB’nin kurmuş olduğu fondan Türkiye’nin yararlanması Ulusal Ajans Programları ile mümkün olmaktadır. Projeye ülkemiz ;


a. Socrates (Genel Eğitim)

b. Leonardo da Vinci (Mesleki Eğitim)

c. Youth (Gençlik) 


Programları ile Nisan 2004 tarihinden itibaren resmen dahil olmuştur. Mesleki Eğitimi Geliştirme Projesi (MEGEP) tarafından yürütülen Leonardo da Vinci programıyla ülkemiz şu an teknik ve mali destek, program çalışmaları ve üye ülkelerin ortak eğitim projeleri şeklinde değerlendirilmektedir. Halen kullanılan eğitim hibelerinin yanında, kullanım (proje) bekleyen kaynakların varlığı bilinmektedir.


MEGEP’in uygulanması yoluyla mesleki eğitim reformunun yürütülmesi konusunda ve özellikle de pilot eğitim kurumları düzeyinde yürütülen faaliyetler konusunda tavsiyeler ve öneriler getirme amacıyla istişare toplantıları yapılmaktadır. Bölge Danışma Kurulu adı altında yapılan bu toplantılarda Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi (MEGEP) kapsamında mesleki eğitim hizmetlerinin yaşam boyu öğrenme perspektifiyle iş piyasasının ihtiyaçlarına daha iyi karşılık verir hale getirilmesi hedeflenmektedir. Bölgelerdeki uygulamaların değerlendirmesinde genellikle sivil toplum kuruluşlarının aktif katılımlarının önemine dikkat çekilmektedir. 


4-YÖK’ÜN MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİME BAKIŞI


Meslek lisesi mezunları da doğal olarak mevcut sistem içerisinde üniversiteyi kazanıp (az ihtimalde olsa), tercih ettiği alanlarda öğrenim görerek, toplumda daha rahat yaşama ve sosyalitelerini artırma ulusal ve uluslar arası hakları vardır. Fakat Üniversiteye girişte Meslek Lisesi öğrencilerinin sınavda almış olduğu ham puana ilave edilen Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanının hesaplanmasında 0.8 katsayı yerine, alan dışı ya da devamı niteliğindeki lisans programlarını tercih edilmesi durumunda (Mühendislik, Hukuk; Siyasal, İşletme ve Tıp Fakültesi gibi) 0.3 katsayı ile çarpılmasıyla ortaya çıkan puan kaybı adaletsiz, çarpık bir sonuç ortaya çıkarmakta, öğrenci ve velileri mesleki ve teknik eğitimden uzaklaştırmaktadır. 



Gelişmiş ülkelerin, mesleki ve teknik eğitim alanında ileri seviyedeki ülkeler olması veya mesleki ve teknik eğitimde ileri ülkelerin aynı zamanda sanayileşmiş ülkeler olması, bir tesadüf değil, sonuçtur. % 65 mesleki ve teknik eğitim düzeyi hedefi bulunan ülkemizde bugün bu oranın % 30’lar düzeyinde kalması uygulanan kesintisiz yanlışların bir sonucudur. İşte bu çarpıklık; Türk mesleki ve teknik eğitiminin önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir. 



14-16 Aralık 2004 Mastriht’de 32 ülkenin Eğitim Bakanları’nın, Avrupa Sosyal Ortaklarının ve Avrupa Komisyonu’nun katılımı ile “Mesleki ve Teknik Öğretimde Avrupa’daki İyileştirilmiş İşbirliği Kapsamında Gelecekteki Öncelikler” konulu toplantıda Lizbon Hedefleri’ne vurgu yapılarak; Açık öğrenme yaklaşımlarının geliştirilmesi ve uygulanması, bu şekilde kişilerin bireysel öğrenme yollarının izlemeleri uygun rehberlik ve danışma sağlanarak desteklenmelidir. Bu, mesleki eğitim ve genel eğitim arasındaki engellerin kaldırılması amacıyla mesleki eğitimde esnek ve açık çerçevelerin oluşturulması ve temel eğitim, sürekli eğitim ve yüksek öğretim arasında geçişler artırılarak tamamlanmalıdır. Ek olarak, temel ve sürekli eğitimde hareketlilik entegre edilmelidir [5]. İfadeden de anlaşılacağı üzere mesleki eğitim ve genel (Lise) eğitim arasındaki engellerin kaldırılması ve geçişlerin artırılması hususlarına öncelik verilmesi kararlaştırılmıştır.




5-SONUÇ


Bütün bu iyi niyetli yatırım ve çabaların, hedeflenen başarı için yeterli olması YÖK’ün uyguladığı katsayı ayrımcılığı nedeniyle mümkün görülmemektedir. Mevcut uygulamalar dolayısıyla;


a. Genel olarak Meslek Liselerine öğrenci akışının azalması,
b. Öğrenci akışının azalmasıyla fen ve matematik temeli güçlü öğrencilerin bu okullara ilgi duymaması,
c. Fen ve matematik temeli düşük öğrenciler nedeniyle meslek liselerinden niteliği düşük öğrencilerin mezun olması,
d. Alanlarında çalışma şansı bulamayan meslek lisesi mezunlarının diğer iş sahalarına kaymasıyla meslek lisesini tercih edecek öğrencilere kötü örnek olması,
e. Reel sektörün niteliksiz ara eleman gücüne ilgi göstermemesi sonucu nitelikli ara eleman eksikliğinden dolayı reel sektörün iç ve dış pazarlarda rekabet gücünün zayıflaması,
f. AB hedefleri bulunan ülkemizin mesleki ve teknik eğitim alanındaki bu eksikliğinin tarama sürecine olumsuz etki yapması,
g. DPT’nin % 65 mesleki eğitim hedefinden uzaklaşılması,
h. Öğrenci potansiyelinin meslek liselerinden kaçmasıyla genel liselere öğrenci yığılması ve liselerde öğretim kalitesinin düşmesi,
i. Ülke kaynaklarının israf edilmesi ve verimliliğin düşmesi,
j. Niteliksiz ara eleman gücünün üretim maliyetine olumsuz etkisi ile oluşan istihdam sorununun artması, 
k. Mevcut parametrelerin bileşkesi olarak Teknik Öğretmenlerin kalitesi de düşüş göstermektedir. AB’nin finanse etmiş olduğu Erasmus Yüksek Öğretim Programı’na dahil Mesleki ve Teknik Eğitimin Modernizasyonu Programı ile Teknik Eğitim Fakültelerinin donanımlarının güçlendirilmesi çabalarına rağmen, sistemdeki tıkanıklık, Teknik Eğitim Fakültelerinin plansız çoğalması (23 Adet) ve mezun öğretmenlerin atamalarının yapılamaması, fakülteye kaydolan öğrenci profilini şekillendirdiğinden, modernizasyon programını da olumsuz etkilenmektedir. 

Sonuç olarak;


Bir ülkenin gelişmesi, sanayisinin gelişmesi, sanayinin gelişmesi, mesleki ve teknik eğitimin gelişmesi, mesleki ve teknik eğitimin gelişmesi ise meslek liselilere üniversiteye girişte uygulanan katsayı engelinin kaldırılmasıyla mümkün olabilecektir. Dolayısıyla, Avrupa Birliği stratejilerinin gerçekleştirilmesi için, üye ve aday ülkeler mesleki ve teknik eğitim sistemlerinde öngörülen, ortak standartların yükseltilmesi hedefine yönelik olarak, ülkemizde de uygulanmaya çalışılan mesleki eğitimi geliştirilmesi projesinin başarılı olması, yürürlükteki katsayı ayrımcılığı nedeniyle mümkün görülmemektedir.

Türkiye'de Mesleki Eğitim ve Sorunları

YÖK ve üniversite yönetimlerinin meslek yüksekokullarına bakışı ve onları algılayışında sorunlar var. Bu okulların çoğunda iki ya da üç öğrenci bulunuyor. Bu kapasite düşüklüğünün yanında 142 okulda öğrenci yok. 


Yükseköğretim uygulamalarının iki yıl sürenlerine meslek yüksek (önlisans) okulları denmektedir. Ülkemizde meslek yüksekokulları, yeni bir kapasite oluşturarak hem lisans programlarının önündeki yığılmaları önlemek, hem artan yükseköğrenim talebini karşılayarak eğitim imkanlarını genişletmek; hem Ülkemizin sanayi, ticaret, tarım ve hizmet alanlarının değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap verecek kalifiye ara eleman ihtiyacını karşılamak hem de toplumsal gelişmeyi yaygınlaştırmak üzere kuruldular. Çağdaş dünyada meslek yüksekokullarını bitirme oranı %52', bizde ise %17'dir. Meslek yüksekokulları, geleceğimiz açısından son derece önemlidir. Özellikle hükümetimizin son yıllarda yapmakta olduğu ciddi, planlı ve kararlı çalışmaları sonucu, Ülke ekonomisinin düzelmeye başlaması; sanayi, ticaret, tarım-hayvancılık, eğitim, sağlık, turizm ve diğer hizmet alanlarındaki yatırımların kapasitesini artırıp ciddi istihdam alanları oluşturmağa başlaması beklenmektedir. Gerçekleşmesine kesin gözüyle bakılan bu beklenti nedeniyle, önümüzdeki yıllarda kalifiye ara elemana daha çok ihtiyaç duyulacak. Bu beklentiden hareketle, meslek yüksekokullarının önemi çok daha iyi anlaşılacaktır. 

İlerleme yok, hızla gerileme var 

Meslek yüksekokulları, 1981 yılında üniversitelere devredildi. Bu devir işleminden sonra, ciddi bir atılım yaşandı. Nitekim o atılımlarla, 1982-83 öğretim yılında 54 olan okul sayısı, 2004-2005 öğretim yılında 469 rakamına; 13170 olan öğrenci sayısı, 475838'e; 480 olan öğretim elemanı sayısı ise 5307 ye; 229 olan program sayısı, 2000-2001 öğretim yılında 970'e ulaşarak sayısal anlamda ciddi gelişmeler sağlandı. Fakat bu rakamların gösterdiği okul, program, öğretim elemanı ve öğrenci sayılarındaki göreceli artışa karşılık, meslek yüksekokullarının günümüzde pek çok sorunu vardır. Önce bu okulların fonksiyonları anlaşılıp, çağdaş dünyadaki gibi, bir cazibe merkezi haline getirilemedi. Nitekim bu okulların pekçoğunda iki ya da üç öğrenci bulunuyor. Bu kapasite düşüklüğünün yanında 142 okulda da hiç öğrenci yoktur. Buna karşılık iyi durumda olanlar da mevcuttur. Onun için bu okullar ele alınarak yeniden tanımlanmalı, sorunları çözülerek, toplumsal cazibe alanı haline getirilmeli. 

YÖK'te algılama sorunu 

Meslek yüksekokullarıyla ilgili sorunları şu şekilde sıralamak mümkündür. Ülkemizde meslek yüksekokullarına yöneliş ve ilgi, çağdaş dünyadaki önlisans okullarına yöneliş ve ilgi gibi sağlıklı değil. Okulun bileşenlerinde dahi ciddi bir isteksizlik ve ilgisizlik söz konusu. Genel olarak bu okullar, üniversite yönetimleri tarafından kampus alanı dışında tutuluyor. Bu durum, meslek yüksekokullarına "üniversite"nin bir bölümü denmesini, öğrencilerinin de "üniversite havası"nı soluyup, onu yaşayarak gelişmelerini engelliyor. YÖK ve üniversite yönetimlerinin, meslek yüksekokullarına, bakışı ve onları algılayışında sorunlar var. Meslek Yüksekokulu eğitiminde okul, bina, atölye, laboratuar, ders araç-gereç ve iç donanımıyla ilgili sorunlar had safhada. Öğretim elemanı temini, bunların nicelik ve nitelik sorunları yaşanıyor. Okul ve ders programlarının çağdaş beklenti ve ihtiyaçları karşılaması ve dinamik tutulması çok önemlidir. Meslek yüksekokulu mezunlarının sosyal statü, istihdam ve özlük haklarına yönelik sorunlar, yıllardan beri çözülemiyor. İş dünyasının beklenti ve tutumları tahlil edilerek gerekli dersler çıkarılmamıştır. Sıralanan sorunların, bugüne kadar, popülist ve kısa dönemli politik atılımlarla çözüleceği sanılan yaklaşımların ortaya çıkardığı sorunlar, işi daha karmaşık hale getiriyor. 

Sorunları nasıl çözülür? 

Meslek yüksekokullarının yüz yüze olduğu sorunların çözülmesinde herkese sorumluluk düşüyor. Aydını, siyasetçisi, öğrencisi, velisi, üniversite yönetimi, kamu ve özel sektör yöneticisi ve bütün kesimleriyle toplumumuz, meslek yüksekokullarını yeniden tanımlayarak ona bakışını değiştirmeli, gereken önemi vermeli, çağdaş dünyadaki gibi, birer cazibe merkezi haline getirmeğe çalışmalıdır. Çünkü bu okullar, çağdaş dünyada olduğu gibi, ülkemize çok yararlı hizmetler verebilecek birer eğitim modelidir. Meslek yüksekokulu eğitiminin, çok önemli işlevleri olan bir üniversite eğitimi olduğu dikkate alınarak, bu okulların, üniversite kampüsleri içerisine alınmaya çalışılması, en azından teorik derslerin üniversite kampus alanı içerisinde, pratiklerin ise, o ders araç ve gereçlerinin bulunduğu ortaöğretim kurumlarından birisinde yapılması gerekir. Unutulmamalıdır ki, 1952-74 yılları arasında faaliyet gösteren tekniker ve yüksek tekniker okulları, ortaöğretim düzeyindeki mesleki teknik okulların ortamı içerisinde kuruldukları ve "üniversite" kavramından yoksun kaldıkları için, işlevlerini yerine getiremeyip kapandılar. 

YÖK'te düşen görev barikat olmak değildir 

Mesleki yüksekokulu eğitimiyle ilgili YÖK'e de önemli görevler düşmektedir. İlk olarak Y.Ö.K'te meslek yüksekokulları ile ilgili bir koordinasyon birimi kurulmalıdır. Bu birimin görevi, araştırmalarla bu okulların sorunlarını saptamak, çözümlerine yardımcı olmak, gelişmelerini sağlayıcı tedbirler almak, eğitim öğretim faaliyetlerinde birlik, beraberlik sağlamak, standart belirlemek, bunları bilimsel ölçütlerle denetlemek olmalıdır. Bünyesinde üçten fazla meslek yüksekokulu bulunan üniversitelerin rektör yardımcılarından birisinin, koordinasyon için bu işle görevlendirilmesi yapılmalıdır. 

Eğitici kadro profesyonel olmalı 

Meslek yüksekokullarındaki öğretim elemanı kadrosu, uygulanan programın evrensel ve yerel teorisini ve gelişme boyutlarını öğrenciye anlatacak olan öğretim üyelerinden, o a-landaki bilimsel çalışmalarıyla yeterliliğini kanıtlamış, o mesleğin teori ve pratiğini içselleştirip onu yeniden üreterek öğrenciye aktaracak öğretim görevlilerinden ve o mesleğin yönele-ceği iş kolunun inceliklerini bilen, oralarda uzun yıllar yöneticilik yapmış, yüksekokul mezunu, profesyonel yöneticilerden oluşmalı ve bunlar bir denge içerisinde dersleri vermelidirler. Bu okullara, şu anda geçerli olan, yalnız mesleki teknik lise mezunlarının alınması uygulaması ve öğrencilerin dikey geçiş yapma hakları aynen devam etmelidir. Meslek yüksekokullarında uygulanan programlar yerel, ulusal ve evrensel bilgi ve becerileri harmanlayarak öğrencilerine aktaracak, onları çağın beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verecek zenginlikte programlar olmalıdır. Bu programlar, "Eğitimde Program Geliştirme" tekniğine göre sürekli geliştirilip dinamik ve çağdaş tutulmalıdır. 

Popülist yaklaşımlar terkedilmeli

Popülist yaklaşımlar terkedilerek, meslek yüksekokulları prensip olarak büyük yerleşim birimlerinin sanayi, hizmet ve ticaret bölgelerinde veya bu bölgelere çok yakın mekanlarda kurulmalı, öğrencilerinin sanayi, hizmet ve ticaret bölgelerinde çok yoğun bir pratik eğitim yapabilmeleri, bilgisayar ve yabancı dil öğrenme imkanları dikkate alınmalıdır. Meslek yüksekokullarının çok önemli bir kısmı, halen eğitim öğretim faaliyetlerini, ilgili ortaöğretim kurumlarına bağlı mesleki teknik liselerin binalarında gerçekleştirmektedir. Bu uygulama, 2. maddedeki düşüncelerimiz saklı tutulmak kaydıyla, kaynakların etkin kullanımı ve kısa dönemde alt yapı problemlerinin hafifletilmesi bakımından olumlu sayılabilir. Ancak bu işbirliğine o üniversitenin de, okulun fiziksel donanımı, araç-gereçleri, laboratuar ve atölye malzemelerinin temin ve bakımı anlamında ciddi katkı sağlaması gerekir. Ayrıca bu okullara, o yörede iş yapan, özellikle o iş kolundaki iş yerleri, sanayi ve ticaret odaları ile yerel yönetimlerin de yardım yapmaları sağlanmalıdır.